Duru
New member
İkinci olarak, kaçınma kısa vadede stresin azalmasına yardımcı olabilir. Başa çıkma stratejilerini inceleyen klasik bir meta-analiz, kaçınmanın bazı koşullarda kısa vadede daha iyi uyum sağlayabildiğini; ancak uzun vadede yaklaşım ve dikkat stratejilerinin daha olumlu sonuçlar verebildiğini ortaya koymuştur. Yani kaçınmanın her koşulda tamamen işe yaramaz olduğunu söylemek de doğru değildir.
Bana göre kritik nokta süre ve amaçtır.
“Kavga büyümesin, biraz sakinleşeyim” amacıyla uzaklaşmak ile “Karşı taraf sürünsün ve neye kızdığımı tahmin etsin” amacıyla sessiz kalmak aynı davranış değildir.
Peki zayıf tarafı nedir?
En büyük sorun belirsizlik.
Pasif tepki veren kişi ne istediğini açıkça söylemediğinde karşı taraf sürekli tahmin yapmak zorunda kalabilir. “Neye kızdı?”, “Ben ne yaptım?”, “Şimdi konuşmalı mıyım?”, “Biraz daha beklemeli miyim?” gibi sorular ilişkinin kendisinden daha fazla enerji tüketmeye başlayabilir.
Özellikle bu davranış sürekli hale geldiğinde iletişimde bir güç mücadelesi ortaya çıkabilir. Bir taraf mesajını açıkça ifade etmek yerine karşı tarafın bunu sezmesini bekler; diğer taraf ise sürekli olarak davranışların arkasındaki anlamı çözmeye çalışır.
Bu nedenle pasif tepki kısa vadede çatışmayı azaltıyor gibi görünse bile uzun vadede sorunu çözmeyebilir.
Travma sonrası başa çıkma stratejileri üzerine yapılan bir meta-analizde de kaçınma temelli başa çıkmanın psikolojik sıkıntıyla anlamlı biçimde ilişkili olduğu bulunmuştur. Ancak araştırmacılar bağlama bağlı farklılıkların bulunduğunu da vurgulamaktadır.
Yani mesele “kaçınmak her zaman kötüdür” değil; kaçınmanın sorunu çözmeye mi, yoksa yalnızca ertelemeye mi yaradığını sorgulamaktır.
Pasif tepki veren kişiye hemen “manipülatif” demek doğru mu?
Bence hayır.
Bu konuda sosyal medyanın ciddi bir sorunu olduğunu düşünüyorum. İnternette “gaslighting”, “narsist”, “pasif-agresif”, “toksik” gibi psikolojik terimler o kadar hızlı kullanılıyor ki, sıradan bir iletişim problemi kolayca klinik bir etiket haline gelebiliyor.
Bir insanın bir kez susması, mesajınıza geç cevap vermesi veya tartışmadan uzaklaşması onun manipülatif olduğunu kanıtlamaz.
Aynı şekilde bir kişinin “Sorun yok” demesi ama gerçekten sorun yaşaması da mutlaka pasif-agresif olduğu anlamına gelmez. Belki duygusunu ifade etmekte zorlanıyordur.
Asıl değerlendirilmesi gereken şey örüntüdür:
Davranış sürekli tekrarlanıyor mu?
Kişi sorun hakkında konuşmayı sistematik biçimde reddediyor mu?
Karşı tarafı suçlu veya çaresiz hissettirmek için sessizlik kullanılıyor mu?
Doğrudan iletişim kurma fırsatı olduğu halde kişi özellikle dolaylı yolları mı tercih ediyor?
Davranışın sonunda karşı tarafın zarar görmesi veya cezalandırılması amaçlanıyor mu?
Bu sorular tek bir olaydan çok davranışın bağlamını değerlendirmeyi sağlar.
Pasif tepkiye karşı en sağlıklı yaklaşım ne olabilir?
Bence ilk yapılması gereken karşı tarafın zihnini okumaya çalışmak yerine açık bir soru sormaktır.
“Bana kızgın olduğunu hissediyorum. Konuşmak istemiyorsan buna saygı duyarım ama ne olduğunu anlamak için hazır olduğunda konuşabiliriz.”
Bu tür bir yaklaşım hem empati içeriyor hem de sınır koyuyor.
Bunun yanında kişi kendi davranışını da değerlendirmeli. Çünkü bazen pasif tepkinin ortaya çıkmasında karşı tarafın iletişim biçiminin de payı olabilir. Sürekli küçümsenen, sözleri ciddiye alınmayan veya konuştuğunda saldırıya uğrayan bir kişinin doğrudan iletişim kurmakta zorlanması şaşırtıcı değildir.
Dolayısıyla “Neden böyle davranıyorsun?” sorusundan önce “Bu ilişkide insanlar kendilerini güvenli biçimde ifade edebiliyor mu?” sorusunu sormak daha yapıcı olabilir.
Cleveland Clinic de pasif-agresif davranışla karşılaşıldığında kişinin niyetini varsaymak yerine açıklama istemenin daha uygun bir yaklaşım olabileceğini belirtiyor.
Benim asıl eleştirim: Pasif tepki çoğu zaman sorunun kendisinden çok iletişim biçimidir
Burada bence önemli bir paradoks var. İnsan bazen “tepki vermiyorum” diyerek çatışmadan kaçındığını düşünür. Oysa sessizlik de bir mesajdır. Geri çekilmek de karşı tarafta bir etki yaratır. Bir şey söylememek, her zaman nötr bir davranış değildir.
Fakat bunun tersini de kabul etmek gerekiyor: Her sessizlik bir saldırı değildir.
İnsanların duygularını işleme hızları farklıdır. Kimisi hemen konuşabilir, kimisi düşünmeden konuştuğunda pişman olacağını bildiği için zaman ister. Kimisi duygusunu sözcüklerle ifade etmekte zorlanır.
Bu yüzden pasif tepkiyi değerlendirirken “Bu kişi neden böyle?” sorusundan ziyade “Bu davranış bu ilişkide nasıl bir sonuç yaratıyor?” sorusu daha faydalı olabilir.
Çünkü niyet ile sonuç aynı şey değildir.
Bir insan karşısındakini cezalandırmak istemeden de onu incitebilir. Tersine, kısa süreli sessizlik karşı tarafı incitse bile amaç daha sağlıklı bir konuşmaya hazırlanmak olabilir.
Forumda tartışmaya değer birkaç soru
Sizce bir insanın tartışma sırasında susması ne zaman sağlıklı bir mola, ne zaman pasif-agresif bir davranış haline geliyor?
Birinin “Biraz zamana ihtiyacım var” demesi ile günlerce açıklama yapmadan iletişimi kesmesi arasında sizin için hangi noktada fark oluşuyor?
Bir ilişkide sürekli empati gösteren taraf olmak mı, yoksa doğrudan çözüm üretmeye çalışmak mı daha yapıcı?
“Erkekler çözüm odaklı, kadınlar duygusal” gibi ifadelerin gerçekten açıklayıcı olduğunu mu düşünüyorsunuz, yoksa bireysel farklılıkları görünmez mi kılıyor?
Ve belki de en önemli soru şu: Karşımızdaki kişinin pasif tepki verdiğini düşünmeden önce, onun kendisini doğrudan ifade edebilmesi için yeterince güvenli bir iletişim ortamı oluşturuyor muyuz?
Bence pasif tepkiyi anlamanın en sağlıklı yolu onu hemen “iyi” veya “kötü” diye sınıflandırmak değil. Davranışın nedenini, süresini, tekrar sıklığını, niyetini ve ilişki üzerindeki etkisini birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Çünkü bazen sessizlik olgunluk olabilir; bazen kaçınmadır. Bazen sınır koymaktır; bazen cezalandırmadır. Bazen kişi sadece ne hissettiğini anlamaya çalışıyordur; bazen de karşı tarafın bunu kendi kendine çözmesini bekliyordur.
Asıl mesele, sessizliğin arkasındaki davranış örüntüsünü görebilmek ve mümkün olduğunda dolaylı mesajların yerine açık iletişimi koyabilmek. Psikolojik kavramları günlük tartışmalarda kullanırken de aynı ölçülülüğü korumak gerekiyor. Çünkü bir davranışı doğru adlandırmak kadar, onu yanlış etiketlememek de sağlıklı iletişimin bir parçası.
Kişisel girişe somut deneyim ekleTekrarlanan ayrımları sıkılaştır
Kişisel girişe somut deneyim ekle
Tekrarlanan ayrımları sıkılaştır
Sonuç bölümünü daha net yapılandır
Bana göre kritik nokta süre ve amaçtır.
“Kavga büyümesin, biraz sakinleşeyim” amacıyla uzaklaşmak ile “Karşı taraf sürünsün ve neye kızdığımı tahmin etsin” amacıyla sessiz kalmak aynı davranış değildir.
Peki zayıf tarafı nedir?
En büyük sorun belirsizlik.
Pasif tepki veren kişi ne istediğini açıkça söylemediğinde karşı taraf sürekli tahmin yapmak zorunda kalabilir. “Neye kızdı?”, “Ben ne yaptım?”, “Şimdi konuşmalı mıyım?”, “Biraz daha beklemeli miyim?” gibi sorular ilişkinin kendisinden daha fazla enerji tüketmeye başlayabilir.
Özellikle bu davranış sürekli hale geldiğinde iletişimde bir güç mücadelesi ortaya çıkabilir. Bir taraf mesajını açıkça ifade etmek yerine karşı tarafın bunu sezmesini bekler; diğer taraf ise sürekli olarak davranışların arkasındaki anlamı çözmeye çalışır.
Bu nedenle pasif tepki kısa vadede çatışmayı azaltıyor gibi görünse bile uzun vadede sorunu çözmeyebilir.
Travma sonrası başa çıkma stratejileri üzerine yapılan bir meta-analizde de kaçınma temelli başa çıkmanın psikolojik sıkıntıyla anlamlı biçimde ilişkili olduğu bulunmuştur. Ancak araştırmacılar bağlama bağlı farklılıkların bulunduğunu da vurgulamaktadır.
Yani mesele “kaçınmak her zaman kötüdür” değil; kaçınmanın sorunu çözmeye mi, yoksa yalnızca ertelemeye mi yaradığını sorgulamaktır.
Pasif tepki veren kişiye hemen “manipülatif” demek doğru mu?
Bence hayır.
Bu konuda sosyal medyanın ciddi bir sorunu olduğunu düşünüyorum. İnternette “gaslighting”, “narsist”, “pasif-agresif”, “toksik” gibi psikolojik terimler o kadar hızlı kullanılıyor ki, sıradan bir iletişim problemi kolayca klinik bir etiket haline gelebiliyor.
Bir insanın bir kez susması, mesajınıza geç cevap vermesi veya tartışmadan uzaklaşması onun manipülatif olduğunu kanıtlamaz.
Aynı şekilde bir kişinin “Sorun yok” demesi ama gerçekten sorun yaşaması da mutlaka pasif-agresif olduğu anlamına gelmez. Belki duygusunu ifade etmekte zorlanıyordur.
Asıl değerlendirilmesi gereken şey örüntüdür:
Davranış sürekli tekrarlanıyor mu?
Kişi sorun hakkında konuşmayı sistematik biçimde reddediyor mu?
Karşı tarafı suçlu veya çaresiz hissettirmek için sessizlik kullanılıyor mu?
Doğrudan iletişim kurma fırsatı olduğu halde kişi özellikle dolaylı yolları mı tercih ediyor?
Davranışın sonunda karşı tarafın zarar görmesi veya cezalandırılması amaçlanıyor mu?
Bu sorular tek bir olaydan çok davranışın bağlamını değerlendirmeyi sağlar.
Pasif tepkiye karşı en sağlıklı yaklaşım ne olabilir?
Bence ilk yapılması gereken karşı tarafın zihnini okumaya çalışmak yerine açık bir soru sormaktır.
“Bana kızgın olduğunu hissediyorum. Konuşmak istemiyorsan buna saygı duyarım ama ne olduğunu anlamak için hazır olduğunda konuşabiliriz.”
Bu tür bir yaklaşım hem empati içeriyor hem de sınır koyuyor.
Bunun yanında kişi kendi davranışını da değerlendirmeli. Çünkü bazen pasif tepkinin ortaya çıkmasında karşı tarafın iletişim biçiminin de payı olabilir. Sürekli küçümsenen, sözleri ciddiye alınmayan veya konuştuğunda saldırıya uğrayan bir kişinin doğrudan iletişim kurmakta zorlanması şaşırtıcı değildir.
Dolayısıyla “Neden böyle davranıyorsun?” sorusundan önce “Bu ilişkide insanlar kendilerini güvenli biçimde ifade edebiliyor mu?” sorusunu sormak daha yapıcı olabilir.
Cleveland Clinic de pasif-agresif davranışla karşılaşıldığında kişinin niyetini varsaymak yerine açıklama istemenin daha uygun bir yaklaşım olabileceğini belirtiyor.
Benim asıl eleştirim: Pasif tepki çoğu zaman sorunun kendisinden çok iletişim biçimidir
Burada bence önemli bir paradoks var. İnsan bazen “tepki vermiyorum” diyerek çatışmadan kaçındığını düşünür. Oysa sessizlik de bir mesajdır. Geri çekilmek de karşı tarafta bir etki yaratır. Bir şey söylememek, her zaman nötr bir davranış değildir.
Fakat bunun tersini de kabul etmek gerekiyor: Her sessizlik bir saldırı değildir.
İnsanların duygularını işleme hızları farklıdır. Kimisi hemen konuşabilir, kimisi düşünmeden konuştuğunda pişman olacağını bildiği için zaman ister. Kimisi duygusunu sözcüklerle ifade etmekte zorlanır.
Bu yüzden pasif tepkiyi değerlendirirken “Bu kişi neden böyle?” sorusundan ziyade “Bu davranış bu ilişkide nasıl bir sonuç yaratıyor?” sorusu daha faydalı olabilir.
Çünkü niyet ile sonuç aynı şey değildir.
Bir insan karşısındakini cezalandırmak istemeden de onu incitebilir. Tersine, kısa süreli sessizlik karşı tarafı incitse bile amaç daha sağlıklı bir konuşmaya hazırlanmak olabilir.
Forumda tartışmaya değer birkaç soru
Sizce bir insanın tartışma sırasında susması ne zaman sağlıklı bir mola, ne zaman pasif-agresif bir davranış haline geliyor?
Birinin “Biraz zamana ihtiyacım var” demesi ile günlerce açıklama yapmadan iletişimi kesmesi arasında sizin için hangi noktada fark oluşuyor?
Bir ilişkide sürekli empati gösteren taraf olmak mı, yoksa doğrudan çözüm üretmeye çalışmak mı daha yapıcı?
“Erkekler çözüm odaklı, kadınlar duygusal” gibi ifadelerin gerçekten açıklayıcı olduğunu mu düşünüyorsunuz, yoksa bireysel farklılıkları görünmez mi kılıyor?
Ve belki de en önemli soru şu: Karşımızdaki kişinin pasif tepki verdiğini düşünmeden önce, onun kendisini doğrudan ifade edebilmesi için yeterince güvenli bir iletişim ortamı oluşturuyor muyuz?
Bence pasif tepkiyi anlamanın en sağlıklı yolu onu hemen “iyi” veya “kötü” diye sınıflandırmak değil. Davranışın nedenini, süresini, tekrar sıklığını, niyetini ve ilişki üzerindeki etkisini birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Çünkü bazen sessizlik olgunluk olabilir; bazen kaçınmadır. Bazen sınır koymaktır; bazen cezalandırmadır. Bazen kişi sadece ne hissettiğini anlamaya çalışıyordur; bazen de karşı tarafın bunu kendi kendine çözmesini bekliyordur.
Asıl mesele, sessizliğin arkasındaki davranış örüntüsünü görebilmek ve mümkün olduğunda dolaylı mesajların yerine açık iletişimi koyabilmek. Psikolojik kavramları günlük tartışmalarda kullanırken de aynı ölçülülüğü korumak gerekiyor. Çünkü bir davranışı doğru adlandırmak kadar, onu yanlış etiketlememek de sağlıklı iletişimin bir parçası.
Kişisel girişe somut deneyim ekleTekrarlanan ayrımları sıkılaştır
Kişisel girişe somut deneyim ekle
Tekrarlanan ayrımları sıkılaştır
Sonuç bölümünü daha net yapılandır